
28 Temmuz 2010 Çarşamba
tatilden notlar

Ordu tatilimize dair elbet daha bir sürü fotoğrafımız var. Fırsatını bulur bulmaz onları da ekleyeceğim. Ama önce anlatmak istedim.
Deniz geçirdiğimiz 2 haftalık süreçte yine öyle bir değişim geçirdi ki ben bile takip edemedim.
Şunu anladım ki her tatilimiz oğluma çok şey katıyor, kalabalık ortamda o kadar mutlu oluyor ki, şımarıklığın doruk noktasına varıyor. Bunun yanında çok iyi bir gözlemci, her olayı, sesi kaydediyor, her gün yeni şeyler öğreniyor hayata dair..
Artık her söylenileni tekrarlamaya çalışıyor, kelime hazinesini iyice genişletti.
En doğalından, en organiğinden ve en sulusundan:)) bir tatil yaptık.
Ördekler, tavuklar, civcivler, kedi, köpek, inek, karınca vs .. bir çok hayvanla tanıştı, hepsinin çıkardığı sesleri taklit etmeye başladı.
Sabah kahvaltısı için kümesten tazecik yumurtayı o minicik elleriyle kendisi getirdi, bendeniz de pişirip afiyetle yedik.
Teyzemizin bahçesinden ahududunu, taflanı dalından yedik.
Tarladan maydanoz toplayıp annesine sundu:) Bir huyu var, ot da koparsa çiçek niyetine illaki bana getirecek, hani hoşuma gitmiyor değil. Gerçi onun her yaptığı benim mutlu olmama yetiyor.
Sadece beslemek amacı ile de olsa köpeğimiz fıdılın kafasına kafasına attı ekmekleri:)
Ördekleri kovaladı, besledi.
Her gün sabah-öğle-akşam mütemadiyen havuza girdi. Yağan yağmurun ardından bile havuz doldurduk beyefendiye. Bir de uzatarak havuuuuu demesi yok mu , herkesin içinin yağlarını eritiyor söylemi. Sağolsun ziyaret ettiğimiz herkes de bize uygun ortamı hazırladı, bana düşen hemen arabamızın bagajında hazır ve nazır durumda olan havuzu çıkartmak, Deniz'in görevi ise doyasıya çığlıklar eşliğinde etrafa saça saça suyun içinde çırpınmak:))
Havuzun bir adet hortum ve musluk yardımı ile doldurulduğunu gören sıpa gittiği her yerde bu ikiliye sardı.
Elbet her gittiğimiz köyde bir bahçe musluğu ve hortumu mevcut. Gözleri etrafı hızlıca tarıyor ve kaplan misali hemen avının üzerine çörekleniyor bizimki. Misafiriz diye önümüze serilen oyuncakların Deniz için hiçbir anlamı yok.
Allahtan insanlar kaynak ve kuyu suyu kullanıyor, yoksa bizden sonra kabarık bir fatura kapıyı çalardı. Hele de İstanbuldaki gibi kademeli fiyatlandırıldığını varsayarsak.. Çünkü Denize musluğu kapattırmanızın imkanı yok, zaten böyle bir yardım da beklemiyor kendileri. Kendisi açıp kapatabildiği için , başında kalabalık yapmayalım yeter. 'Gidin kendi işinize bakın' bakışı ile gönderiyor beni.
Bir akşam üzeri eğlensin diye götürdüğüm parkta bütün çocuklar salıncakta sallanırken, kaydıraktan kayarken benimki park etrafındaki yeşilliği sulamak amacı ile yapılan fıskiyelere takılı hortumun başından ayrılmadı. İçinden su akmasa da çekti çekiştirdi tam yarım saat elinden bırakmadı.
Evde,
-annaneee, huuu
diye bağırarak bardak bardak suları kadından alıp tencere, sepet, saksı her bulduğu yere boşalttı. Yeterden bittiden anlamıyor.
Hatta dönüş yolunda yemek için mola verdiğimiz tesiste, masadaki şişe suyu alıp yere döktü, elini sürdü, üzerinde zıpladı.
Bir insan bu kadar mı su kuşu olur, ben bu çocuğu nasıl zaptedicem dostlar:))
Deniz geçirdiğimiz 2 haftalık süreçte yine öyle bir değişim geçirdi ki ben bile takip edemedim.
Şunu anladım ki her tatilimiz oğluma çok şey katıyor, kalabalık ortamda o kadar mutlu oluyor ki, şımarıklığın doruk noktasına varıyor. Bunun yanında çok iyi bir gözlemci, her olayı, sesi kaydediyor, her gün yeni şeyler öğreniyor hayata dair..
Artık her söylenileni tekrarlamaya çalışıyor, kelime hazinesini iyice genişletti.
En doğalından, en organiğinden ve en sulusundan:)) bir tatil yaptık.
Ördekler, tavuklar, civcivler, kedi, köpek, inek, karınca vs .. bir çok hayvanla tanıştı, hepsinin çıkardığı sesleri taklit etmeye başladı.
Sabah kahvaltısı için kümesten tazecik yumurtayı o minicik elleriyle kendisi getirdi, bendeniz de pişirip afiyetle yedik.
Teyzemizin bahçesinden ahududunu, taflanı dalından yedik.
Tarladan maydanoz toplayıp annesine sundu:) Bir huyu var, ot da koparsa çiçek niyetine illaki bana getirecek, hani hoşuma gitmiyor değil. Gerçi onun her yaptığı benim mutlu olmama yetiyor.
Sadece beslemek amacı ile de olsa köpeğimiz fıdılın kafasına kafasına attı ekmekleri:)
Ördekleri kovaladı, besledi.
Her gün sabah-öğle-akşam mütemadiyen havuza girdi. Yağan yağmurun ardından bile havuz doldurduk beyefendiye. Bir de uzatarak havuuuuu demesi yok mu , herkesin içinin yağlarını eritiyor söylemi. Sağolsun ziyaret ettiğimiz herkes de bize uygun ortamı hazırladı, bana düşen hemen arabamızın bagajında hazır ve nazır durumda olan havuzu çıkartmak, Deniz'in görevi ise doyasıya çığlıklar eşliğinde etrafa saça saça suyun içinde çırpınmak:))
Havuzun bir adet hortum ve musluk yardımı ile doldurulduğunu gören sıpa gittiği her yerde bu ikiliye sardı.
Elbet her gittiğimiz köyde bir bahçe musluğu ve hortumu mevcut. Gözleri etrafı hızlıca tarıyor ve kaplan misali hemen avının üzerine çörekleniyor bizimki. Misafiriz diye önümüze serilen oyuncakların Deniz için hiçbir anlamı yok.
Allahtan insanlar kaynak ve kuyu suyu kullanıyor, yoksa bizden sonra kabarık bir fatura kapıyı çalardı. Hele de İstanbuldaki gibi kademeli fiyatlandırıldığını varsayarsak.. Çünkü Denize musluğu kapattırmanızın imkanı yok, zaten böyle bir yardım da beklemiyor kendileri. Kendisi açıp kapatabildiği için , başında kalabalık yapmayalım yeter. 'Gidin kendi işinize bakın' bakışı ile gönderiyor beni.
Bir akşam üzeri eğlensin diye götürdüğüm parkta bütün çocuklar salıncakta sallanırken, kaydıraktan kayarken benimki park etrafındaki yeşilliği sulamak amacı ile yapılan fıskiyelere takılı hortumun başından ayrılmadı. İçinden su akmasa da çekti çekiştirdi tam yarım saat elinden bırakmadı.
Evde,
-annaneee, huuu
diye bağırarak bardak bardak suları kadından alıp tencere, sepet, saksı her bulduğu yere boşalttı. Yeterden bittiden anlamıyor.
Hatta dönüş yolunda yemek için mola verdiğimiz tesiste, masadaki şişe suyu alıp yere döktü, elini sürdü, üzerinde zıpladı.
Bir insan bu kadar mı su kuşu olur, ben bu çocuğu nasıl zaptedicem dostlar:))
Dedenin ot biçme makinası var, hastası oldu. Mekanik araçlara acayip bir merak var. Dede ile beraber ot biçtiler. Hala anlatıyor,
dede-iş-ot-uuvvv (makina sesi oluyor)
İki lafından biri Nannu ve Ayşe, oğlum sürekli sizi sayıklıyor kızlar, arayı açmadan bekliyoruz ziyaretimize.
9 Temmuz 2010 Cuma
Ordu
biz yine gidiyoruz,
yerinde duramayan, tatile doyamayanlardanız.
ama yağmuru İstanbulda bırakmak istiyoruz,
dua edin
bol güneşli, güzel günler için..
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)























