28 Şubat 2011 Pazartesi

bu haftaki konuğumuz


 Bu kamyon babamızın ayarını bilememesinden kaynaklanıyor. Sanki 2 gün önce koca hamburger tezgahını alan biz değiliz. Bu sefer de devasa boyutlardaki kamyonla geldi elinde. 'Doyumsuz bir çocuk yetiştirmek istemiyorum' nutuğundan sonra ne demek istediğimi anlamıştır kendileri umarım:) Hani bir de ufak tefek birşey değil, evin içi oyuncak dükkanına döndü, adım atmaya yer yok.


 Küçük beyefendi çok mutlu ama, keyfi yerinde. Hatta ertesi gün öğle uykusuna kamyonu ile beraber yatmış. Nasıl mı! Koca kamyonu yatağının ayak ucuna koyarak:))

Ayşegül teyzemizin gelişi ile de bu keyfimiz kat kat arttı. Önce anneanne ve dede, sonra Gül ailesi, sonrasında da Ayşegül. Bu aralar evimiz bir dolup bir boşalıyor.
Teyzemizin ilk geldiği gün sıpa, odasının kapalı olan ışığının açılmasını istiyor ve bağırıyor
-Ayşeeee, ışığı aç!
Ben olay mahalline daha yakın olduğumdan halledivereyim dedim, kıyametler koptu.
-Hayırrrr, Ayşe açsın.
Canıma minnet, şimdiye kadar etrafta bi ton insan da olsa, 'anne yapsın' tuttturmaları çok olduğundan alışık değilim.
Ben de gittim uzandım koltuğa, kumandayı da aldım elime, ohh gel keyfim gel.
Az sonra orta şekerli türk kahvem de geldi.
Daha ne olsun!!

24 Şubat 2011 Perşembe

erkek mi yoksa kız evlat mı!

Uzmanlık dalı çocuk nörolojisi olan profesör diyor ki, 'bu henüz bir bilimsel gerçek değildir ama geçmişten bu yana kız ve erkek çocuk sahibi kadın her zaman için erkek evladını kızından fazla sever ve kayırır. Ve bu ileride de böyle olacaktır'
Ne kadar enteresan değil mi, şimdiye kadar pek çoğumuzun şahit olduğu bu durum hep kızların kıskançlığı, kadınların fenalığı olarak nitelendirilmiştir. 'Yok canım, sana öyle geliyor denmiştir' ya da . Halbuki öyle değilmiş işte, duydunuz mu erkek kardeşini kıskanan kızlar! Koskoca profesör de aynı şeyi söylüyor. Sonuna kadar haklıymışsınız:))
İşin şakası bir yana özellikle 0-3 yaş döneminde erkek çocuk, annesinin yokluğundan (çalışan anneleri kastediyorum ) kızlara oranla daha fazla etkileniyormuş. Annenin ilgi ve şefkatine çok daha fazla oranda ihtiyaç duyarlarmış. Ve bu sonbaharda yaprakların sararmasını engelleyemememiz kadar doğal bir evreymiş.
Çocukluğumdan beri ben de gözlemlemişimdir, babamın, eniştemin, dayımın, abimin ve şimdilerde şahit oluyorum eşimin yeri anneleri nezdinde hep farklı olmuştur. Eskiden bunu ailemizdeki yaşlı kadınların cahilliği olarak yorumlar, 'eskinin bütün kadınları böyle' derdim. 
Şimdi ben de bir anneyim, her ne kadar kız evladım olmasa da epey bir tecrübe ve öngörüye sahibim artık.
Bence de, kadın ve aynı zamanda anne olmanın verdiği üstün önsezilerle bu ihtiyacın  farkına varan ebeveyn ezelinden beri erkeklerin üzerine daha çok düşmüş olabilir.

23 Şubat 2011 Çarşamba

dünden


 Alışkanlık haline geldi artık, işten geldiğimde daha içeri bile adım atmadan 'bana ne getirdin' söylemi.
Jelibonumuzu yedikten sonra,


 yemeği dışarıda yiyelim dedik. Elimdeki menüyü görür görmez,
-anne o ne?
-menü oğlum.
-ben de bakcam, anne burda ne yazıyo?
-balıkların ismi, ne yemek istersin?
-hımmm, hamsi!


 şu sıralar fotoğraf çektirmekten hiç haz almıyoruz, ne zaman makinayı elime alsam, direkt elimden alıp kapatıyor. Aynı şey cep telefonu için de söz konusu. Telefon konuşmalarım uzadığında bana kendimi ergen gibi hissettirmiyor mu bir de, kendisi de benim velim olur:)
-anne, kapat!
tabi benim lafım bitmedi, konuşma uzadı, tekrar
-kapaaaaat!
hala kapanmamışsa o telefon, alıp kendisi kapatıyor, sonra da masanın vb üzerine koyarak bana dönüp
-bu burda kalsın!
-tamam, bir daha olmayacak:))

neyse, afiyetle yemeğimizi yedikten sonra üzerine bir posta da babaya jelibon aldırıldı. Ben hemen açıp mideye indirir diye beklerken, kendince
-bu arabada yenmez, evde açılır
durumu uygun görüldü.



 Oldu olacak bir de Pilsan'ın o devasa oyuncak dükkanına uğrayalım dedik. Ve en az Deniz kadar benim de bayıldığım bu fast food tezgahını aldık. Evimizin kapısında
-anne, bunu açmak için sabırsızlanıyorum!
diyen kuzu kadar ben de heyecanlıydım:))


gelsin sosisliler, gitsin pizzalar. Kasasında bozuk paraları bile var. Eee ticaret hayatını da öğrenmek lazım ama değil mi!
  

 patatesler kızgın yağda, beklemedeyiz!



tam 3.5 saat kafasını kaldırıp da başka hiçbir şeye bakmadan ,su içmek bile aklına gelmeden oynadık. Zorla uykuya geçerken o yine yarın sabah yasemin teyzesine tüm bunları göstermenin heyecanını anlatıp duruyordu!

22 Şubat 2011 Salı

sanatımı yine konuşturdum!


sevgili arkadaşım aynı zamanda oğlumun adaşı Deniz için yaptığım pasta.
Her ne kadar göze gelse, başına gelmedik kalsa da (önce üzerindeki meyveler yan yattı, sonra da üzerine 2 litrelik cola şişesi devrildi, yine de kanının son damlasına kadar masada yerini aldı:)) ,yok sattı pastam, anında tükendi:)

21 Şubat 2011 Pazartesi

parmak boyayı çok sevoorum!


İşin içinde vıcık vıcık su, çamur, boya varsa tam benim oğluma göre.
İlk parmak boya deneyimimizden sonra tam 6 aydır itina ile sakladığım boyaları naptı etti, sonunda buldu.
Elbette ben de kıyamadım.

Kutuların içine bir iki ürkek parmak daldırıştan sonra bu hale geldik. 
Devamını hiç sormayın. İyice çıldırıp her tarafımızı boyadıktan sonra gelsin güzel, uzun ve bol oyunlu banyo!
Bugün Deniz'in günü!

17 Şubat 2011 Perşembe

sürüngen tutkusu


Şu yeşil sürüngeni alalı tam 1 ay oluyor ve o günden beri elinden hiç düşmüyor. Uyurken elimizin altında, yemek yerken tabağımızın yanında, oyun oynarken ayağımızın dibinde. Es kaza kaybetsek, ' anne, sürüngenim nerede' diye başlayan o telaşlı ve meraklı halini görmelisiniz.' hadi bulalım onu' ile devam eden söylemimiz de pek yaygın oldu bu aralar.
'Sen asla kendini yorma kuzum, ne gerek var değil mi, ben senin kaybettiğin eşyaları bulur eline veririm, sen sadece oynama kısmı ile ilgilen'
Babası kılıklı işte, (bu söylem de annemden yadigar kalmıştır bana)
Bu durumda şu lastik şeyi acilen yedeklemeli, mazallah kaybolur falan, naparız sonra, çünkü aynı renk, boyut ve malzeme olmalı.
Bakalım babaannemiz bu tutku karşısında napacak, zira kendisi dokunamıyor. Yine bi gün evin içinde kertenkele kaybolmuş, Deniz de nerede diye tutturmuştu. Kalktık hep beraber arıyoruz, bir de baktım babaanne kafasını yana çevirmiş, parmaklarının ucunda peçete ile tuttuğu sürüngeni uzatmış, ' Deniz, bak burdaymış' diyor ama surat ifadesini de görmelisiniz. Hala hatırladıkça gülüyorum, torun uğruna çiğ tavuk yemek böyle birşey sanırım:))

15 Şubat 2011 Salı

artizz


-annemm, çok seviyorum ben seni yaaa( her tarafını mıncıklayarak ve sıkarak sarfediyorum bu cümleleri)
-ben de seni seviyorummm.
-babası da çok seviyor Deniz'i
-ben de seviyorumm (bu arada kıkır kıkır gülmeler)
kendimi alamayıp, şöyle sıkıca kucaklayarak, (diğer taraftan da düşünüyorum, ya herkes çocuğu ile benim kadar yapışık durumda mıdır, abartıyor muyum acaba diye)
-çok seviyorum, çoookkk!!
cevap aynen şöyle
-bi daha söyleyemem, işim var!

14 Şubat 2011 Pazartesi

kadın milleti

İşe gitmemek, bütün gün çocuklar olmadan keyfince alışveriş yapmak ne güzel bir duyguymuş, unutmuşum valla. Sağolsun Nilüfer tekrar hatırlamama yardımcı oldu. Sabah kahvaltısından sonra çocukları Yasemin teyzeye emanet edip doğruca Ikea'nın yolunu tuttuk. Akşamdan plan yaparken de Nili'nin hayali,
-şööyle çocuklar olmadan gidip, saatlerce herşeyi tek tek ellerimle dokunarak incelemek istiyorum,
oldu.
Ve tabi bagaj hacminden dolayı Alparslan'ın arabası ile gidilmeliydi, benimki bize asla yetmezdi:))
Nitekim öyle yaptık, şuursuzca dolandık durduk ve artık belim iflas edip kendimizi sonunda kasaların olduğu bölümde bulduğumuzda, Nili'nin yorumu,
-Bitti mi, bu kadar mıydı?
'İstersen tekrar dönelim' diye şaka yapmıştım, nereden bilebilirdim ciddiye alacağını:))
Kadın milleti olarak doymuyoruz bir türlü, alışverişe karşı zaafımız var işte, kabul ediyoruz ama ne denirse densin, çok keyifli bir şey!
Yoksa şu keyifli sofrayı kuzulara nasıl kurardık ama değil mi:)))


13 Şubat 2011 Pazar

muhabbetin böylesi


Bakmayın siz bu karedeki muhabbete. Bu ilk birkaç saat içindeki tablo, sonrası evlere şenlik. Sürekli bağırış, sürekli bir kavga, sürekli bir paylaşamama durumu. İpek'in 'Deniz benim canımı acıttı' numaraları, bizimkinin daha konuyu anlamadan herşeye muhalefet olma durumu ve çığlıkları. Saçma bir nesnenin her iki ucundan çekiştirilmesi ve sonunda gelen ağlamalar:) Orta noktayı bulacağız diye canımız çıktı, hiç içimde saklayamayacağım valla çocuklar:))
Oğlum bu İpek ablan var ya, sen her gece uyuduktan sonra gizlice oyun hamuru ile oynuyordu, sonra da bir güzel kutusuna koyup dolabın içinde saklıyordu.
Sen de az değilsin, geldikleri ilk akşam kıyametleri koparttın, gözlerinden uyku akan kızı kaç kez yatağından kaldırdın,
-hayırrrr, uykusu gelmedi diye.
Ve çocuklar, aslında biz sizi yasemin teyzeye bıraktığımız o iki gün işe değil alışverişe gittik,
evet itiraf ediyorum!

12 Şubat 2011 Cumartesi

espritüel çocuk

Alparslan ve Deniz'in diyaloğu,
-Denizzz, sana ne alayım?
-kıt!
-kıt nerede satılıyor ki?
-kıtçıda!
-peki, kıt nedir Deniz?
-bir çeşit oyuncak!
bu arada bir espri yapmış olmanın sevinci ile de kıs kıs gülüyor küçük adam.

11 Şubat 2011 Cuma

dayının dayısı

-Denizz, ben senin dayının dayısıyım, biliyor musun?
şöyle bir bakan sıpa,
-sen zaten benim dayıma benziyosunnnn!

9 Şubat 2011 Çarşamba

7 Şubat 2011 Pazartesi

mickey aşkı

-Anne, bu mickey mouse hep yanımda kalsınnnn!
Bakar mısınız mutluluğa ,Esin teyzemize tekrar teşekkür ederiz.

6 Şubat 2011 Pazar

keyifli bir pazar

 Fotoğrafın çekildiği saat öğle saati olmuş, biz hala Ordu usulü bir kahvaltı yapabilmek için içeriden bir masanın boşalmasını bekliyoruz. Ailecek damak zevkimize pek bir düşkünüzdür:))
 Şansımıza sıcaklık 14 derece ve kapı önü sohbeti de keyifli.
Oğlum da takasından şimdi indi, tuttuğu balığı temizlerken bir yorgunluk çayı içiyor:)
 Pazardı, alışveriş merkeziydi derken akşama yorgun düşen bayanların kahveleri de benden!

3 Şubat 2011 Perşembe

başka bir arzunuz

Akşam yemeğinin üzerine meyvelerimizi yedikten sonra evimizdeki sahne şöyle; ben mutfakta, Deniz salonda, hiç kıpırdamadan çizgi filmini seyretmeye devam ederek bana sesleniyor,
-Annneeee, tost istiyorum!
Ben karnının tok olduğunu düşündüğüm için şaşkınlıkla, diğer yandan da tost yapmaya üşendiğim için,
-Kuzum makarna var, bir tabak getireyim mi?
Hiç istifini bozmadan, gözleri ekranda, eli ile tost makinasının doğrultusunu işaret ederek ve sanki annesinin üşendiğini hissetmişçesine ama yine de isteğinden hiç taviz vermeden, gayet de ciddi bir ses tonu ile (görüyorum çünkü salon ve mutfak kapıları karşılıklı)
-Tost makinası orda!
'Oldu, başka bir arzunuz var mı efendim' demek istedim, öyle ya biz anneler her daim emrinizdeyiz ya, ama yapamadım. Bunu anlayacak yaşa geldiğinde hemen, hem de acilen açıklama yapmam gerekecek, diye tutuşuverdim. Hahahaha:)
Zira etrafımda bu model erkeklerden çok var,  Deniz bunlardan biri olmamalı!

1 Şubat 2011 Salı

içim çoook rahat!

Bu aralar evimizde çok mutluyuz, dışarı çıkmak istemiyor, gitsek de hemen eve dönmek istiyoruz. Öyle anlar oluyor ki, hadi markete gidelim, alışveriş merkezine gidelim diyorum, yerinden bile kıpırdamıyor. Arkadaşımıza ,ev gezmesine giderken dahi yolda başlıyor, 'ben evime gitcem' diye. Ve bütün gün dönene kadar başımın etini yiyor. Oyuncakları ve baby tv vazgeçilmezimiz.
Aslında bir taraftan evinde mutlu ve huzurlu olması benim de hoşuma giden bir durum. Özellikle de bu soğuk kış günlerinde. Bu davranışları benim sandığımın aksine , gündüz ben işteyken canının sıkılmadığını göstermez mi! Bir ara hafta içi dahi, sırf gündüz canı çok sıkılmıştır diye, yorgun argın işten gelir gelmez, bir elimi yüzümü yıkayıp kaptığım gibi parka, markete vs. götürüyordum.
Tabi bu durumda benim de hakkım yenmesin:) Beyefendinin konforu ve keyfi için 'daha ne yapabilirimleri' düşünmekten beynim çatlıyor bazen, internette yeni oyunlar, şarkılar, masallar, faaliyetler vs için az araştırma yapmıyorum.  
Elbette bu durum da geçici, gün gelecek eve girmek istemeyecek ama şu an içim çoook rahat..

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails