22 Mayıs 2012 Salı

Çocuklu keyifler




3 ayrı güzellik 3 ayrı lezzet. Hiçbiri de tadından yenmiyor doğrusu!

 

 
Kış mevsiminde, biri bebek arabasında ama ayakları çıplak, biri yanında yaka bağır açık, biri de kucağında bere yok atkı yok 3 çocukla tatile çıkıp Beyoğlunu gezmeye gelen Avrupalı turistleri hem takdir eden, hem de neden onlar gibi rahat olamıyoruz konusunu birçok arkadaşımla tartışmaya açan ben, sonunda yaptım işte:)

Şimdi bu satırları okuyan siz sevgili dostlarım sanabilirsiniz ki oğlumu aldım da Arabistan çöllerine attım kendimi:))

Yok yok hala İstanbul sınırları içerisindeyiz!

Bazı şeyleri abartmamak, gözümüzde büyütmemek gerektiğini her zaman için savunan ama iş aktive etmeye geldiğinde elli defa düşünen biri olarak, daha önce  bana Ortaköyde, 0-3 yaş arası 3 çocukla 4 saat geçirmekten bahsedilse, ' yürü git, mümkünü yok' derdim:)

Niye mi? İsteyin, hemen size paranoyak elli sebep sayayım!

Bikere herşeyden önce ilk dakikada bacaklarınızı kedi gibi tırmalamaya başlayarak, 'gidelim burrdann' diyeceklerdir.
Sonra rüzgarlı biryer orası, mazallah sıpalar üşütür, taa ciğerlerine kadar iner hastalık..
Denize sıfır, ayakları kayar düşerler falan:) Cankurtaran yok ki orada!  
Hem sonra çok kalabalık, her memleketten insan orada, neme lazım  kaybolur giderler.. En büyük fobimdir kalabalıkta çocuk kaybetmek!

Velhasıl çocuklara hitap etmeyen turistik bir mekanda onlarla beraber tam 4 saat keyif yaptım!

Tabi en büyük şansımız olan fotoğrafta görmüş olduğunuz parkın hakkını da yemeyelim şimdi. Hele de hemen yanıbaşındaki cafe'nin.

Boğazın kıyısında, kumpirleri ve takı tezgahları ile meşhur meydan Ortaköy, bekle bizi en kısa zamanda boğaz turu için tekrar geleceğiz!
 

Bu çocuğu fotomodel mi yapsam ne acaba:)




16 Mayıs 2012 Çarşamba

Eşsiz duygular


Nerden buluyor bu lafları dediklerimden biri,
Denizaltı konseptli oyunumuz sırasında,
-Anne bak, şimdi eşsiz duygular hissedeceksin!

15 Mayıs 2012 Salı

İltifat


Var mı içinizde böylesi iltifat alan:)
Anne, sana Nazlı diye çağırdıklarında
 'ben papatyaların en güzeliyim'
de, tamam mı!

10 Mayıs 2012 Perşembe

Senden doyamıyorum!

Malum hastalık mevsimi, ben de kaptım şifayı! Ama bildiğiniz gibi değil , gözümü açamıyor, kafamı kaldıramıyorum. Ses desen komple gitmiş.
En vahimi ise Deniz'i benden uzak tutabilmek. Ben durabiliyorum ama o illa ki koynuma girecek:)
-Kuzumm, bak sen de hasta olursun diye endişeleniyorum, lütfen yaklaşma,
dedikçe sokuluyor. Öpüyor, sarılıyor, kucağımdan inmiyor. Ama o bilinen çocuk inadından, illaki tersini yapma durumundan  değil. Görüyorum, farkediyorum, onun da elinde değil. İhtiyaç duyuyor  kedi gibi okşanmaya. Bu yaşta bütün çocuklar mı böyledir!
Ve kaçınılmaz son, 4. günün akşamı ateş kendini gösterdi.
Gece 03:30'a  kadar başında bekledim. Ilık kompresler yapıyorum, yarım saatte bir ateşini ölçüyorum ama nafile. Ateş gittikçe yükseliyor. Artık 39,3 ü gördüğümde müdahale etmem gerektiğine karar vererek dayadım ateş düşürücü şurubu. Yarım saat içinde kendine geldi:)
O halde bile elleri boynumda beni öpmeye çalışan bir tip. 'Deniz, bak böyle yaptığın için hasta oldun kuzumm' diyorum. Gelen cevaba ne dersiniz!
- Ama anneee, senden doyamıyorum!
İşte o an vız geliyor tüm yorgunluk, uykusuz geçen gece, hastalık...
Bakın yine söylüyorum, çok can yakacak bu çocuk, çooook!

4 Mayıs 2012 Cuma

Uzun Hikaye


En çok sevdiğim tatil türlerinden biridir araba ile seyahat. Zamansız olmak kaydı ile. Saatle işin olmayacak, her gördüğün, beğendiğin yerde durup tüm lezzetlerin tadına bakacaksın. İşte ben bu seferki Cunda yolculuğumuz sırasında bunu gerçekleştirdim. Tabi direksiyonda abim gibi sizinle aynı kafadan biri olacak. Yok burada duramam, önceden söyleseydin ya, bir sonraki tesiste söz duracağım, şu saate şuraya yetişirsek iyi olur.... tarzı cümleler sarfetmeyecek.


Tam adres veremeyeceğim, ismini de hatırlamıyorum ama balıkesir-bursa yolu üzerinde görür görmez farkedeceğiniz bir yer burası. Özellikle çocuklu ailelerin mola yeri olarak dizayn edilmiş sanki. Scooter bile vardı baksanıza. Oyun evi, su tabancası, salıncaklar, masa üzerine dizilmiş minik oyuncaklar... Ben ve Deniz bayıldık buraya!


Bursaya kadar gitmişken bir Osmanlı köyü olan Cumalıkızıkı görmeden dönmek olmaz tabii. Bir de köy meydanında çekilen Mustafa Kutlu'nun Uzun hikaye adlı film setine denk gelmez miyiz!  Bendeki de şans işte, başrol oyuncusu Kenan İmirzalıoğlu, ama o gün sahnesi yok:(  Aslında Osman Sınav da farketti bendeki star ışığını ama Kenan olmadığı için birbirimize ne kadar yakışacağımızı kestiremedi:)  Yoksa neyim eksik Tuğçe Kazaz'dan:)

 Bursaya 20 dk mesafedeki 700 yıllık köy, bu tarihe kadar doğallığını koruyabilmiş ama lezzetlerini  kaybetmiş bence. O anlatılan meşhur Cumalıkızık köy kahvaltılarında doğallıktan eser kalmamış. Masamıza içinde köy ürünü olan tek bir tabak konmadı. Kahvaltı  sadece gözlemeden ibaret değildir. İstanbul'un göbeğinde Beyoğlunda bile gözleme açan teyzelerin olduğunu düşünürsek Cumalıkızık bundan çok daha fazlasını yapabilmeli diye düşünüyorum. İnsan masaya bir bal-kaymak koymaz mı ya da tarladan toplanmış çıtır çıtır salatalık-mis gibi domates.. Yörenin mevsim meyveleri mesela...... Iıı-ıııh yok, beğenmedim işte ,köylüler de artık ticaret adamı olmuş çıkmış.


Kınalı kar dizisi bu evde çekilmiş. Odaya girer girmez, Deniz burnunu tutarak,
-Annee,  burası çok kötü kokuyorrr!
dedi. Ee yavaş yavaş öğrenecek tabi, tezekle hayvan derisi kokusunun sindiği köy odalarını.



Bizi kahvaltı için mekana çeken görüntülerden biri de budur.



Köyün restorasyonundan sonra  köy halkına da yeni kapılar açılmış. Kadınlar hem el işlemelerini hem de evde büyüklerinden kalma eski bakır eşyaları meraklıları için satışa çıkarmış. Hoş bana kalsa ben o eskilerin hiçbirini elimden çıkarmazdım ya....

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails