30 Eylül 2010 Perşembe

kendi küçük aklı büyükler

Eveeet, beklediğim o bilmiş cevap ve yorumlar gelmeye başladı artık. Hani anne ve babayı dumura uğratan cinsten olanları. İşte bunlardan biri,
Pişirdiğim çorbayı ocaktan alır almaz kaseye koydum ve soğuması için karıştırmaya başladım.
Deniz ise eteklerimi çekiştiriyor,
- anne, mama, mama
- tamam anneciğim, çorba çok sıcak , soğusun hemen yedireceğim.
Gelen cevap,
- balkon koy!
- hıııı, nasıl yani!!!!!!!!

27 Eylül 2010 Pazartesi

Gükçe halaaaa...

Hafta sonunu halalar, enişteler ile beraber kalabalık bir şekilde geçirdi kuzum. Şımarıklığın yine doruk noktasındaydı. Kucaktan kucağa atladı, yine herkesi öpücüklere boğdu. Çocuk olasım geldi onunla beraber. Sıcak bir gülümseme , saran bir çift kol mutlu olmasına yetti de arttı bile.
Halası evin içinde bir süre seni aradı, gittiğini anlayınca öbür halaya sığındı.
Bu arada senden sonra da Göksun'a  'öbür hala' demeye başladı.

26 Eylül 2010 Pazar

23 Eylül 2010 Perşembe

hepsi bu işte:)

Minik kuşum sezonun ilk virüsünü kaptı. Sabah hapşırıkla başlayan sinsi şey akşam üzeri resmen kendini belli etti ve gece gözümüzü kırpmadık. İlaç, ıhlamur, bal, burun spreyi, buhar banyosu yapmadığımız kalmadı ama hastalık normal seyrinden ödün vermedi. Tek iyi tarafı ateş olmaması. 1 günde rengi soldu, halsizleşti. Kalan son damla enerjisini de hala oyuna veriyor.
Bu sabah benimle beraber uyandı.
Ben, 'eyvaaah , şimdi hastalığın nazı ile ağlatmadan nasıl işe gideceğim' diye düşünürken minik adam o kadar anlayışlı davrandı ki, yine ağzım açık kalakaldım.
Büyük bir olgunlukla
-anne, işe giiit
dedi ve çizgi filmi seyredaldı. Öyle ki koltuğundan bile kalkmadı.
Şimdi bu duruma sevinsem mi, üzülsem mi bilemedim. Kafam karmakarışık düştüm yine yola..
Sonra şu sonuca vardım ki, olay benim kadınsal bakışımdan kaynaklanıyor. Ömrümüz ne demek istedi, ne düşünüyor, ne hissediyorları çözmekle geçiyor. Halbuki o da bir erkek sonuçta. Ne düşünmüş olabilir ki,
-anne işe gitmeli ve gitti,
hepsi bu işte:))

21 Eylül 2010 Salı

Atakan geceyi....


Hafta sonu kitabevindeydik, ilk defa bu kadar uzun kaldık, geçen 1 saatin sonunda hadi jetonlu arabalara gidelim diyerek zorla çıkardım. Mümkünü yok çıkmak istemiyor, kitabın birini alıyor diğerini bırakıyor. Makinem yanımda olsaydı da kameraya alabilseydim keşke. Sayfaları çevirdikçe aaaaaa diye nidalar da çıkarmaz mı, tam seyirlik.
Seçtiklerimizden biri Atakan Geceyi Anneannesiyle Geçiriyor.
Anne ve babası iş seyahatine çıkan Atakan'a anneanne bakacaktır. İyi güzel, okuyoruz, çomar papağan derken her sayfada ayrı eğleniyoruz. Taa ki anne ve babanın arabaya binip harekete geçtiği, Atakanın da arkadan anneanne ile beraber el sallamasının resmedildiği sayfaya gelene kadar.
Bizimki yırtınıyor, ağlamaklı üzgün bir sesle Atakan'a arabayı gösterip ısrarla
-bin, bin
diyor ama o sahneyi görmelisiniz, içimden birşeyler koptu gitti.

16 Eylül 2010 Perşembe

disney


Banyo sonrası henüz üzerini bile giyinmeden playhouse disney channel keyfi!

Evet evet , artık baby tv dönemi bitti, büyüdük biiizzzz!!!!

15 Eylül 2010 Çarşamba

nedenn!

Öğrencilik yıllarında öğretmenlerimiz sürekli kitap okumamız gerektiğini, kelime haznemizi genişletmenin, kendimizi ifade edip karşımızdakini daha kolay anlamanın tek yolunun okumaktan geçtiğini söylerlerdi ya, bu hipotez de benim nezdimde çürümüş bulunuyor.

Tek kelime ve 70 farklı tonlama ile 70 farklı şey anlatıp soru soran oğlumu hayretler içerisinde izliyorum. Demek ki oluyormuş:))
Gerçek anlamda cümle kurup soru sormaya başladığında ne yapacağız bilemiyorum. Zira ona anlatım yapmak için şimdiden dilim damağım kuruyor. Çünkü tek kelimelik sorulara asla tek kelime cevap kabul etmiyor.
Bir de bastıra bastıra
-nedennn
diye sormaz mı!

14 Eylül 2010 Salı

newyorker


Bebeklerin yaşama anne karnında başladığı, bir takım alışkanlıkları burada kazandığı tezini bizzat doğrulamış bulunuyorum.
Şöyle ki ,beni iyi tanıyanlar bilir, Gloria Jeans benim için vazgeçilmez bir tutkudur. En çok da newyorker tarzı cheesecake. Hamileliğimden önce , oğlum karnımdayken hatta pusetinde mışıl mışıl uyurken bıkmadan usanmadan, defalarca yemişimdir sanırım. Gidemediğimde eve paket bile sipariş ediyordum:)
Gel zaman git zaman benim sıpa büyüdü, 22 aylık oldu ve ilk defa taksime ayak bastı. Caddede yürürken de onca mekan arasında elimi bırakıp gloria'nın içine daldı. Bir güzel koltuğa oturdu ve bana da otur otur dedi.
Şaşkın bakışlar eşliğinde,
-Madem bu kadar ısrar ettin oturayım, sırf senin için bi tanecik oğlum benim:)) hahahahaa
dedim.
Belli ki içine doğdu, mekan ve kokusu tanıdık geldi.
Bir güzel yedik, sıpa da beğendi. Ben kahvemi yudumlarken o da her zamanki gibi keyifle şişeden su içmeyi tercih etti.
Ayşegül teyzesiii, artık kahve keyfime eşlik edecek bir partnerim var,
haberin olsun ama gözün kalmasın:)))

6 Eylül 2010 Pazartesi

herşeyin bir zamanı vardır

Bebek doğar, herkes akıl vermeye kalkar ya.. Klişe laf da nasıl alıştırırsan öyle gider, aman dikkat et...
Geceleri kuzumun benimle beraber yattığını duyan her duyarlı yakinim de ,
-böyle yaparsan bunun sonu yok, bir daha yanından ayıramazsın, bak bilmem kimin oğlu kaç yaşına geldi annesinden ayrı yatamıyor, vs vs
-ama ben böyle mutluyum:(
yakinim,
-peki ne zamana kadar beraber yatacaksın, elbet bir sonu olacak.
ben,
-askere gidene kadar kısmetse:)) hahaha
anlayacağınız umursamadım onları..
bir çok uzman da bu yönde açıklama yapıyor, hatta odasının dahi ayrı olmasını savunanlar var.
kimi zaman aklıma yatar gibi olsa da yapamadım, işime gelmedi:), bırakın ayrı odayı ondan ayrı yatakta, nefesini duymadan uyuyamadım.
'Bebeğinizi , onun neye ihtiyacı olduğunu dinleyin, hissedin ve ona göre davranın ' tavsiyesi çok daha aklıma yattığından tam 21 ay koyun koyuna yattım kuzumla:))
ooohhhh ne de güzeldi, pamuk tenine, kokusuna hala doyamadım ama neyse......
Gecenin herhangi bir anı uyandığında, tekrar dalana kadar mutlaka yanında olmalıydım. Hatta bazı dönemler uykusunda dahi kalktığımı hemen hisseder, kafayı uzatırdı. Mecbur onun o tek kişilik karyolasında koyun koyuna uyurduk. Ne de rahat ederdim o daracık mekanda.
Ederdim diyorum çünkü artık beyefendi beni yanında istemiyor.
-giiiittttttt, diye bağırıyor.
Hani şu sıra gündüz her zamankinden daha da çok bana yapışık ve düşkün olmasa diyeceğim ki,
bu çocuk beni neden istemiyor:!
Neden olacak, benim miniğim büyüyor, adam oluyor.
Şimdi o teyzeleri karşıma alıp ,
-Ne oldu sizin deneyimlerinize, hani hep böyle sürecekti,
demek istiyorum.
Yaaa dostlar, herşeyin bir zamanı var. Özellikle çocuk yetiştirirken yerleşmiş sabit fikirlere tıkayın kulaklarınızı. İçinizden nasıl geliyorsa, çocuğunuzun neye ihtiyacı varsa öyle davranın, aynı annenin bile her çocuğunun ihtiyacı farklıdır.

3 Eylül 2010 Cuma

araç parkı

Şimdilerde ilgi alanımız taşıtlar..
Kuzum doğduğundan beri kelimenin tam anlamı ile leyleği havada gördüğü halde yani defalarca uçmamıza rağmen ilk defa bu sefer idrak etti uçak yolculuğunu. Uçağın içinde yine 1 sn durmadı, her yeri karıştırdı durdu. Atatürk havalimanından kalkış yapan uçakların çok net bir şekilde göründüğü babaannemizin balkonuna, dedeye, halaya tek tek el salladık. İndikten sonra da anlattı durdu...Gidişte öğrendiği yemek servisini hafızasına kazıyan sıpa, dönüş yolculuğunda biner binmez mama mama diye söylenmeye başladı. Normalde 1 saatlik uçuşta çok gereksiz bulduğum yemek servisinin artık gözünü seveyim. Bahanesi ile kıçı koltuk görmeyen oğlumu 15-20 dk da olsa oyalayabildim. Çilekli yoğurdunu çok beğendik:))
En çok da otobüsten hoşlandık, Antalya'da bir gün şehir içi otobüse bindik, bitti bizimki, bilseydim daha önceden bindirirdim. Büyüklüğüne, içindeki kalabalığa bayıldı. Obüs obüs çenesi durmuyor. En kısa zamanda metrobüse de bineceğiz:)
Sanırım sarı taksiye de ilk defa bindi, onu da çok sevdi. Artık Deniz için araçların da bir sınıfı var.
Bunun üzerine eve gelir gelmez bütün araçlarını döktük meydana. Araç parkı yaptık. Kepçe, kamyon, helikopter, yarış arabası... Evin içinde bu parkın yeri sürekli değişip duruyor.
Haa bu arada taaa Antalya'dan araba aldık getirdik, en kısa zamanda onun fotoğrafını da koyacağım.

2 Eylül 2010 Perşembe

gözün kör olmasın fast food


Böyle bir tedbirsizliği nasıl yaptım ben de anlayamadım. Hiçbir tatilde bu kadar fotoğraf ile yetinmem bilirsiniz ama şarj aletimi yanıma almamışım ve yarı yolda kaldım. Oldu bir kere...
Normal yaşantımızda fast food ürünleriyle hiç temas kurmayız ama İpek yanımızda olduğunda işler değişiyor. Kendisi tam bir hamburger canavarı, her pazarlığa burger ya da mc donald's diye oturuyor. Çünkü reklamlarda gördüğü oyuncaklardan almak istiyor o da her çocuk gibi.
Allahtan bizimki henüz bilmiyor, logosunu falan tanıyıp hadi girelim içeri diye tutturmuyor.
Neyse biz de el mecbur yaptık bu ziyareti. Amma velakin kaç çeşit oyuncak var, İpek zorla da olsa seçti bir tane. Deniz'e hiç söz hakkı tanımadan ben verdim kararı. Amacım da hepsi birden diye tutturmasın diye. Çok akıllıyım ya ben, aldık tepsileri geçtik masaya. O da ne yan masadaki çocukta diğer oyuncaktan var ve Deniz kaptığı gibi oyuncağı eline geçirdi. Daha vermez, çocuk ister..
Mecbur gittim kasaya ,
-şu oyuncaktan istiyorum ama menü istemiyorum, parasını versem sadece oyuncak alsam olmaz mı
dedim.
Çocuk önce bir duraksadı ama hemen devam etti,
-elbette
yaa dostlar böyle mekanlarda parasını verip sadece oyuncak alabiliyormuşsunuz ( daha neler öğreneceğiz )
yani o sağlıksız yiyeceklerden çocuklarımız yemek zorunda değil. Elimde olsa da böyle yerleri sadece oyuncakçı diye bilse oğlum.
Neyse birer tane daha oyuncak alındı bizim sıpalara, İpek sevinçten uçuyor.
Dönüşte havaalanında vaktimiz olduğu için bir kahve içeyim dedim, hesaplı olur diye de fast food restorantı seçtim:))))
hahahaha yanıldığımı daha kasadayken öğrendim, bir su ve kahveye 2 menü parası kadar ödedim, allahtan kasadaki çocuk lütfetti de bir oyuncak da o hediye etti. Böylece seriyi tamamladık:))
Yenileri çıkana kadar!!

bakar mısınız şu şekerlere



Bakar mısınız şu şekerlere. Her ikisi de buluşma anını iple çekti. Havaalanında karşılaşmaları yine Deniz'in mahcup utangaç tavırları ile başlayıp, ilerleyen saatlerde evde çığlıklar eşliğinde üst üste yerde yuvarlanma şeklinde devam etti. Epik diye çıldıran Deniz, artık peşinden ayrılmaz oldu.
Daha düne kadar beni hiçbir ortamda rahat bırakmayan kuzu, ilk defa annesi teyze ile salonda otururken, Epiğin odasında saatlerce oynadı. Tabi arada kontrol etmek kaydı ile, hala orada mıyız diye:))
Çocuğun anneye sarmadan hemen yanıbaşında kendi halinde oynaması ne güzel birşeymiş dostlar. Bu yapışıklık halleri hiç bitmeyecekmiş gibi gelir, her gün çektiğim offlar daha da derinleşirdi:) Herşey gibi bu da zamanı geldiğinde son buldu fakat ilerleyen zamanlarda inşallah yalvarır hale gelmem ' -n'olur bir defa sarıl bana ' diye , hahahaha. Malumunuz erkek nesli ...












1 Eylül 2010 Çarşamba

özgür willy




3 günlük şu kısa tatilimizin tamamını denizde geçirsek beyefendinin hiç bir itirazı olmazdı. Çünkü bütün gün peşinde ne kadar yorulduğum hakkında kendilerinin en ufak bir fikri yok henüz.
İnsan sudan hiç mi çıkmak istemez, akdenizin o tuzlu suları gözlerini yaka yaka çarparken yüzüne, benim gözlerim yandı sanki. Zira bu konuda çok hassas olan ben ilk gün deniz gözlüğüm yanımda olmadığından sadece kıyıda oynamakla yetindim:) Karadeniz sularında yetişen herkes benim gibi midir bilmem ama akdenizde gözlerimi açamam ben.
Dur durak bilmeyen plajı baştan aşağı tavaf eden Deniz'e, komşu locadakiler ne kadar özgür ruhlu bir çocuk demeden geçemediler. Onlar da gördü elbet, alıp başını ardına bile bakmadan öylece keşfe çıktığını. Tabi ben yine takipte. 2 dk uzanamadım şöyle sereserpe.
- yaaa evet pek bir özgürdür bizimki,
sen orada rahat rahat uzan şezlonguna, bir elinde kitap bir elinde buz gibi içeceğin. Sanki bana nispet yapıyor tüm plajdakiler:) Hepsini şöyle bir silkeleyesim geldi de allahtan Nilüfer imdadıma yetişti ve Deniz'i alıp doğruca kıyıda oynamaya götürdü!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails