23 Ağustos 2011 Salı

Arabalar 2


İlk sinema tecrübemiz için o kadar heyecanlıyım ki... Planlar yapıyorum, önceki haftalarda gösterime giren Şirinler'i eliyorum, ' yok, Deniz şirinleri sevmiyor, ilgi duyduğu bir konu olsun diyorum, bu haftayı bekliyorum. Acaba hangi gün ,hangi saatte gitsek diye sorguluyorum, malum salonda biraz çocuk olursa daha hoşuna gider ' diyorum da diyorum....
Seçtiğim sinema sanki tamamen çocuklar için dizayn edilmiş. Koridordaki bekleme koltukları rengarenk araba koltuklarıyla donatılmış ve her birinin arasında çizgi film karakterlerinin birebir kendisi, gufi, donald duck, örümcek adam, superman. Sinema salonunun içine giriyorsun tüm koltuklar ikili ve tekli araba koltuğu şeklinde. Kimisi büyükler için siyah deriden, kimisi çocuklar için rengarenk.
Neyse efendim gözlüklerimizi de alarak girdik içeri. Numaralı koltuğumuz olmasına rağmen hangi koltuğa oturacağımıza karar veremedik. Birkaç denemeden sonra klasik model kırmızı beyaz çizgili bir araba koltuğu seçtik. İlk dikkatini çekenlerden biri projektör makinası oldu. Anne o ne işe yarıyor, nerden çalışıyor, kim çalıştırıyor yedi beni:))
En nihayetinde fragmanlar başladı, taktık gözlüklerimizi. Yüksek sese karşı duyarlı olduğunu bildiğimden, kucağıma aldım ve ellerini sıkıca tuttum. Her ses çıkışında minicik yüreği hopladı durdu. Şimşek mcqueen ekranda görününce bayıldı, dikkatlice seyretmeye başladı ama 10 dk falan sürdü. Sonra tekrar döndü, salonu incelemeye. Ekran, projektör, nerden geldi, niye ışıklar kapandı derken gözlükle de rahat edemedi, çıkardı, benimkini aldı, sonra onu da bıraktı. Koltukların arasında dolaşmaya ,diğerlerini denemeye koyuldu tek tek. Susadım dedi, eve gidelim dedi ve 45. dk çıkmak zorunda kaldık:)
Ama ben onun derdini biliyorum, oyuncakçıya girmek. Tır almak için 3 gündür başımın etini yiyordu zaten:)
Neyse kitapevinde anlaştık ve girdik İnkılap'a. Biraz kitap okuduk, biraz bakındık ve sonunda şimşek mcqueen yapbozları ile çıkarak evin yolunu tuttuk. 

14 Ağustos 2011 Pazar

Minik dostlar




O kadar eğlendiler ki dünden beri sayıklıyor bizimki, anne Emirlere gidelimm, nolurrr!

Cunda2



peri kızı


Hayatın kaplumbağa hızında aktığı Cundaya yakışır bir mayo!

 Nilüfer ile kafamıza koyduk, sık  sık tabelalarda gördüğümüz cunda böreğinden yiyeceğiz. Biz kararlıyız ya, gitttiğimiz mekan ya akşam 8'de açıyoruz diyor, açık olanda da börek yok! Sonra sokak arasında iki bayanın işlettiği ,kendi çocuklarının da avluda oynadığı 3 masalı ,küçücük bahçesi olan, ürünlerin tamamen ev yapımı olduğu çok şirin bir yer bulduk. Meyve şurubumuzu da içtik, anne köftesi gibi leziz köfteleri de yedik. Üzerine iki orta kahve ne güzel gitti bilemezsiniz.
 -Deniz,sen  ne  balığısın?
-Süs  balığı
-Peki Nilüfer teyze?
-Temizleyici balık!


Yüzme işini de kolluk eşliğinde çözmüş bulunuyoruz. Daha ilk günden, ben sürekli koltuk altından tutarak aman yorulmasın diye destek olmaya çalışırken, beyefendi 'bırak beniii, ben kendim yüzcem' demeye başladı. Bir iki derken baktım, açıklarda benimle beraber gayet iyi yüzüyor, oynuyor ve asla yoruldum da demiyor. Artık 3. günden sonra İpekle beraber denize girmeye başladılar. Elele kıyıya kadar koşarak, arka arkaya denizin içinde yürüyerek ilerlemelerini, boylarını aşan yerden itibaren yüzmeye başlamalarını, onların o kendine olan güvenini seyretmek acayip bir duyguydu. Büyük bir endişe ile uzaktan seyredip, hemen arkalarından çaktırmadan koşuyorum tabi. En büyük amacımız ise İpek gibi dalabilmek. Sersem tavuk, ağzını kapattığında, burnundan nefes alıyor ve tüm deniz suyu genzine kaçıyor. Herşeye rağmen vazgeçmek yok! İstanbula gelince bana küveti doldurttu, amacını sonradan anladım, sıpa dalma çalışması yapıyor. 'Anneee, bak, İpek gibi dalıyorum' bir dahaki yaza kadar bunu da çözeceğine eminim!

10 Ağustos 2011 Çarşamba

Cunda


 Her buluşmamızda bir öncekine göre daha iyi anlaşan sıpalar, tatilimizin renkleriydi. İyi ki varsınız bücürler!

O nasıl güzel bir tatildi, hiç bitmesin istedik, tekrarını ise iple çekiyoruz!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails