31 Aralık 2010 Cuma

Bol renkli bir yıl olsun!!!

Yeni yılda ailemize, tüm sevdiklerimize ve bizi okuyanlara önce sağlık, sonra huzur diliyoruz.
Gerisi bir şekilde yoluna giriyor zaten!

30 Aralık 2010 Perşembe

kaplan gibi

Yeni ayakkabılarımızı mağazadan alır almaz giydik ve arabada eve doğru yol alıyoruz;
-anneee baaak! ( ayakkabılarını göstererek)
-efendim kuzum?
-anne bak, kaplan gibi!!  
-eveet anneem, aynı kaplan gibi, çok güzelll.
-bi de fındık gibi, bi de bi de badem gibiii....
Bu çocuk milletinin hayal dünyası gerçekten çok geniş, çokkkk.

29 Aralık 2010 Çarşamba

deniz'in çiftliği


Buyrun çiftliğimize gelin!
Sizi en renklisinden eğlendirip, en doğalından besleyelim:)

24 Aralık 2010 Cuma

Şaka

Dün akşam bizim mutfak kapısından bakıldığında karşılaşılan manzara;
Deniz sandalyenin üzerinde, evyenin önünde, musluk açık, plastik kabın içine suyu doldurup doldurup boşaltıyor. Üzeri tamamen sırılsıklam olmuş.
Tezgahtan aşağı sular damlıyor, sandalyenin üzeri göl. Beyefendinin şen kahkahaları mutfağa dolmuş.
Baktım ki olacak gibi değil, iş çığırından çıkmış.
-Denizzz, kızıyorum bak!! diyerekten şöyle bir salladım mutfağı:)  Bizimki gayet rahat, dönüp yüzüme bile bakma ihtiyacı duymadan ve yaramazlığa devam ederek,
-Kızma, şaka şaka!
Gel de sinirlen şimdi!

23 Aralık 2010 Perşembe

ben bunu sevmemm

Çilekli yoğurtlar hayatımıza girdi gireli sade yoğurdun pabucu dama atıldı. Daha düne kadar olur olmadık her yemeğin ,hatta mercimek çorbasının yanında, bizzat taze taze mayaladığım yoğurttan isteyen sıpa, bugün itibari ile sırt  dönmüş durumda.
 Markette alışveriş sepetine çilekli yoğurtları koyduktan sonra sade olanları gösterip,
-ben bunu sevmem, bu acıııı
diyerek beni şaşırtan küçük beyimiz daha sonra sucuk reyonuna tırmanmaya kalkınca ağzım açık kalakaldım marketin ortasında.
Algıları açıldıkça, kendi karar verme mekanizmasını keşfettikçe tüm huyları değişmeye başladı. Kendimce çizdiğim sınırları ve kuralları olduğu gibi kabullenen, öyle öğrenen ,alternatifini sorgulamayan miniğim artık kendi istekleri doğrultusunda hareket ediyor. Kendisi seçip karar veriyor.
Hadi hayırlısı, daha neler göreceğiz bakalım.

16 Aralık 2010 Perşembe

unutur muyum..

Beni tanıyanlar bilir, olaylar durumlar çoğu zaman aklımda kalmaz ve hatırlamakta da zorlanırım. İlk işe başladığım gün giydiğim kıyafeti ya da bir kaç yıl öncesine dair yaşadığımız anlık bir olayı hatırlatan arkadaşlarım, daha dün ne yediği aklında kalmayan beni şaşırtmıştır her zaman.
Tabi bu durum ilgi alanı ,zevk, öncelik ve nelere daha çok önem verdiğin ile de alakalı bir durum. Elbette kuzumun her anı şu an hafızamda ama geçen yıllara yenilmekten de korkmuyor değilim. Bu bloga başlamamın nedenlerinden biri de budur. Şu an bana çok olağan gelen Deniz'in hallerini, yani;
-her akşam eve geldiğimde , yüzünde o kocaman gülümseme ile gözlerinin içi parlayarak bana kapıyı açmasını
-çantamı karıştırıp 'acaba ne getirdi' diyerek orada sürpriz yumurta aramasını
-çilek yoğurt ,çilek sakız ve sürpriz yumurtaya karşı olan zaafını
-tam bir caillou tutkunu olmasını
-dayıya taptığını ve sürekli onu havaya doğru zıplatmasını istediğini, bi daha bi daha diyerek çığlıklar attığını ama dayının da artık kollarının iflas ettiğini
-tüm oyun kurgularının inşaat-tamir ve her türlü makina üzerine olduğunu ama bunların içinde mutlak merhamet duygusunun da olduğunu,
(mesela işçi beton kamyonundan düşer, ambulansla hastaneye götürürüz, doktora ağlamaklı bir tonda düştüğünü anlatır, muayene falan olur ama bu arada da kucağımda yalandan ağlayan işçi benimle sarmaş dolaş. Ya da işçi tavşan vinçten düşer, bizimki sıkıca kucaklayıp okşayarak yine acıyarak onu teselli eder, öper vs.)
-gece olduğunda uyumamak için bin dereden su getirdiğini, olmadık vakitlerde oyuncakçıya gitmak istediğini
-bir ara günde 1.5 litre süt içen ve beni miktarın fazla oluşundan dolayı endişelendiren fındığımın algıları açıldıkça 'süt iç ama uyu yok ' diyerek benimle pazarlık yapmasını , en nihayetinde de sırf bu yüzden yani uyumamak için süt içmeyi bıraktığını
-tam bir etobur olduğunu, canının sürekli tost, pilav, makarna çektiğini
-eve sosis ve salam sokmayan annesi yüzünden ev dışında kahvaltıya gittiğimizde koca koca salamları tek seferde boğulurcasına ağzına tıkıp beni rezil etmesini:))
-aynı şekilde çikolatayı da sanki elinden alacaklarmışcasına hiç ısırıp çiğnemeden yuttuğunu
-yasemin teyzesinin kreplerine bayıldığını
-su,süt ve ayran dışında herhangi bir içeceğin tadına bile baktırmanın mümkün olmadığını
-evimizde kesinlikle yapmadığım patates kızartmasını yine ev dışında bulduğunda ketçap ve mayonez olmadan yemediğini
-her telefon ya da kapı zili çaldığında daha bakmadan 'anne kim, anne kim diye ' ısrarla sormasını
-bitmek bilmeyen 'nerede' sorularını
(mesela araba ile yola çıkmışız, ' acaba nereye gidiyo biz' ile başlayıp,
benim cevabım üzerine 'nerede' ile devam edişlerini
uzak nerede, karşısı nerede, peki yolun sonu nerede diye beni bezdirmelerini
-televizyonda es kaza çocuk kanalında gördüğü reklamlar üzerine, 'bundan, bundan da' diyerek sonunda 'hepsini alalım anne' demelerini
-çok kıymetli deri ceketini gözü gibi koruyup kimselere vermediğini:)
-henüz çok küçükken ,1 yaş civarı diyelim, komşumuzun oğlu, yaşıtı Hamza onu bir kaç sefer ittirdiğinden dolayı çocuktan soğumuş ve bunu hala unutmamış olup, çocuğun varlığına bile tahammül edemeyişini, hiçbir oyuncağını onunla paylaşmak istememesini ( asla unutmayan, zor affeden, inatçı ve sabit fikirli bir kişiliğe sahip olacağının sinyallerini epey önce almıştım ama tekrar idrak etmiş oldum )
-kitap okumayı çok sevdiğini, daha şimdiden çok zengin bir kütüphaneye sahip olduğunu, kitapevinde vakit geçirmekten çok hoşlandığını (1 saati aşkın bir süre diyebilirim)
-şu alışveriş merkezlerindeki tırtıldan oldu olası bir türlü vazgeçmediğini, çok sevdiğini ve ısrarla her seferinde bindiğini ama üzerindeyken de en ufak bir tebessüm etmediğini
-oyun merkezlerindeki jetonlu arabaları sırf jetonu o deliğe atma uğruna sevdiğini, ve süresi dolup bitmeden inip bir diğerine jeton atmak istediğini
-yine o çocukların diz boyunda hazırlanan çok şeker standlarındaki şekerlerden almak için yırtınıp sonrasında yemediğini, çünkü derdinin kese kağıdının içine o şekerlemeleri kendisinin koymak olduğunu
-İpek ablasına taptığını, her şehir dışına çıkışımızda İpeklere gitmek isteyişini
-Apo'ya taptığını, telefonda konuşurken dahi suratındaki o mahcup ,utangaç ifadeyi
-İpek'in eski sarı renkli bir bebeğine Ayşe adını verip ,onunla yatıp onunla kalkmasını
-Anneanneyi telefonla arayarak kurabiye istemesini
-Su tutkusunu ( en huysuz olduğunda dahi yarım bardak su ver ve 'bununla oynayabilirsin' deyin ona, bütün problemler çözülür )
-yaklaşık 2 ay önce korkularının başladığını, üst kattan gelen seslerden irkildiğini ve 'anne ne sesi' diye sorduğunu
-markete gitmekten çok hoşlandığını, tüm reyonları gezdiğini ama sadece bildiği ürünleri sepete koyduğunu ( bu konuda da bana çekmiş )
unutur muyum!

14 Aralık 2010 Salı

gezginler




Biz yine yerimizde duramadık. O kadar fırtınaya ve iptal olan seferlere rağmen attık kendimizi feribota:)
İstikamet Bursa.
Herkesler orada, bizsiz olur mu hiç dedik.
Fındığımda aynı benim gibi, içinde kurt var, gezmeden duramıyor.
İskelede feribottan inmiş araba ile eve doğru yol alırken, bizimki
-anne, şimdi havalimanına git, eve git yok!!
demez mi.
Söyleyecek bir lafım yok çünkü onu gayet iyi anlıyorum!!!

13 Aralık 2010 Pazartesi

yaratıcılık

 Forkliftten kırıcıya kadar tüm inşaat araçlarının delisi olan fındığıma henüz hepsinden tedarik edemediğimden, kendi başının çaresine kendisi bakıyor:)

Bu da inşaatımızda eksik olan vincimizmişş!

8 Aralık 2010 Çarşamba

6 Aralık 2010 Pazartesi

Uğur böceği

 Hayır hayır sandığınız gibi doğumgünü ya da bir kutlama yapmıyoruz. Uğur böceğini çok seven ve bu aralar canı sürekli pasta çeken kuzuma sürpriz yaptım. Bakar mısınız ne kadar mutlu oldu.
Anneem, gülmek sana çok yakışıyor.

5 Aralık 2010 Pazar

rengarenk

Bu sefer top havuzuna ben de girdim:)
Ne kadar eğlenceli bir şeymiş o, yoktu bizim zamanımızda böyle havuzlar vs.
Tabi içine anne de girince kuzumun keyfi iki kat arttı!

3 Aralık 2010 Cuma

alış merkez


Sabah saat 07:00 de henüz gözlerini bile açamadan ağlayarak söylediği ilk kelime alış merkezzzz.
Bu kadar olur, oğlum bi dur, henüz sabah olmadı falan ikna edici olmuyor.
Neyse, akşam mecbur kitapevinin yolunu tutuyoruz.
Kuzum birçok kitabı eline aldı, müzikli olanları karıştırdı, dinledi ve en son makinalar kitabına karar verdi.Klasik cümlesi
-Ben bunu eve götür,
oldu ve direkt kasa ablaya (bu onun tabiri) doğru yöneldi:))
Erkeğin doğasından mıdır, genlerinde mi vardır tam olarak çözemedim ama tüm kurgularımız oyunlarımız hep inşaatta geçiyor. Salonumuz her gün şantiyeye dönüyor, en kısa zamanda fotoğraflayacağım.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails