Ne zamandır aklımdaydı, hava kuvvetleri müzesini ziyaret etmek. Güneşli havayı fırsat bilerek düştük yola. Kelimenin tam anlamıyla çıldıran Deniz, hangi uçağa bakacağını şaşırdı. Bir oraya bir buraya koşturup durdu.
Erken saatte yola düştüğümüzden kimsecikler yoktu. Ferah ferah dolaştık, ohhh!
Biz çok keyif aldık ve hergün önünden geçtiğimiz bu mekanı neden daha önce ziyaret etmedik diye hayıflanmadık da değil hani. Eminim tekrar uğrarız biz buraya.
Çıkışta, uzun zamandır tren diye tutturan kuzunun isteğini bu sefer dikkate aldım. Arabamızı yakın bir yere parkedip, yol boyunca ağaçların gölgesinde yürüyerek istasyonun merdivenlerini tırmandıktan sonra jetonlarımızı alarak bankodan içeri girdik. Bir önceki treni saniye farkı ile kaçırdığımızdan yaklaşık 15 dk boyunca istasyonda volta attık. Bindiğimizde ise 'ben cam kenarına oturacaktım' diye bağırmaya başlayınca, rica ettik yer verdiler. Bakırköyde inerek meydana çıktık. Sağlı sollu dönercilerin, simitçilerin arasından geçerken havaya yayılan ağır yağ kokusunu alınca ilk sorusu 'anne bu ne kokusu' oldu.
Yürüyen merdivenle bakırköy çarşısına indiğimizde, hemen girişteki fanustan sakızımızı alır almaz çıkışa yöneldi bizimki. Kendi işi bitti ya! O iki arada bir derede gözlerim ayakkabı vitrinlerini taradı. Hemen burada sanal alışveriş tutkunlarını bilgilendirmek istiyorum. Hatunlar, trendyoldaki tüm modeller çok daha ucuza Bakırköy alt çarşısında mevcut.
Neyse oradan çıktık, kalabalıktan yürünmesi zor caddede güçlükle o insan selini aşarak kendimizi zor attık D&R'a. Neyseki sıpa burada vakit geçirmeyi seviyor da, iki ayağımı bir pabuca sokmadı. Ben bakınırken kucağına minik hayvanları doldurmuş, daha da alacak ki telaşlı telaşlı 'anne bir torba getirsene' diye bana sesleniyor.
Kitap, cd ve mecbur hayvancıkları da aldıktan sonra dönüş yoluna koyulduk. Ne yalan söyleyeyim o yaratıklara verdiğim para içime oturdu, en az 3 kitap daha alırdım. Neyse hadi eve girmeden bir de sahil yapalım derken vaktin nasıl geçtiğini anlamamışız.