30 Nisan 2012 Pazartesi

Cunda II


Cundaya gidilir de, sahilde balık keyfi yapılmaz mı. Zor yer bulduk valla. Tatil ya, bütün İzmir, Balıkesir, Bursa  oradaydı.



Annem, gülümse dediğinde böyle absürd pozları özellikle veriyorum. Ve her karenin arkasından nasıl göründüğümü mutlaka görmek istiyorum. Zavallı annem, ileri geri mekik dokuyor işte benim yüzümden:))



Bu da o karelerden biri!


Hayret nasıl oldu da annemi böyle başıboş bıraktım bilemiyorum. Yoksa böyle bir karenin çekilmesinin mümkünü yok:) O saatte uyumuyorum da aslında.


Bahçemiz için kayısı fidanı almaya gittiğimizde beğendi annem bu kuzuyu. Bahçeye çıkartıp, hiç üşenmeden bir ton ot kopartıp, yığdım önüne. Kendisinin ısırıp yiyebileceğini  elbet biliyorum ama kolaylık sağlamak istedim:)


 Hayatımın ilk iki aşkı!
Şimdilik:)))


Cunda I


23 Nisan pazartesi gününe denk gelir de annem bu fırsatı kaçırır mı. Benim de kanımın kaynadığını bildiğinden  tatil programımızı yapmış. Sabırsızlığımdan ve başının etini yiyeceğimi bildiğinden , her zamanki gibi 2 gün kala  bahsetti, yine de yola çıkana kadar adım adım elli defa anlattırdım:) Benim için önemli olan giderken hangi taşıtları kullanacağımızdı.
Yolculuğa annemin iş yerinden başladık ve oraya kadar Yasemin teyzem, favorilerimden metrobüs ile götürdü beni. Ofise ilk defa gidiyordum ve annemin iş arkadaşlarının yoğun ilgisi hemen şımarttı beni. Özellikle İlknur teyze resmen maymun oldu, beni oyalayıp mutlu edebilmek adına.


 Oradan Yenikapıya feribota geçtik. Aslında ilk başta sarı renkli ticari taksi ile gideceğimizi söylemişti annem ama iş yerinden bir şoför abi bıraktı bizi. Taksiye binememek hiç hoşuma gitmedi ve yol boyu sorularımla sebebini anlamaya çalıştım.
Mudanyaya ulaştığımızda dayım ve Ayşe bizi almaya gelmişti ve akşam yemeğinde teyzemin öğrenci evindeydik. Gece saat kaçta uyuduğumu emin olabilirsiniz annem bile bilmiyordur çünkü o gözlerini yumduğunda ben hala telefonda oyun oynuyordum:) İsmi temple run'mış, annem öyle söyledi, çok güzel telaffuz edebiliyorum ama anlamını bilmiyorum.
Sabah vakit kaybetmemek için kimse kahvaltı yapmadı. Ben o konuda çok seçici olduğumdan bizzat doyuruldum. Sonra düştük yola!


Cunda yolunda ilk durağımız Kayseriya idi. Yukarıda gördüğünüz yağlama, gözleme türünde bir yiyecek ama benim damak tadıma hitap etmediğinden ağzıma sürmedim. Benim de böyle bir huyum var, yeni lezzetlere karşı sabit fikirliyim ve kesinlikle tadına bile bakmıyorum. Annem yalvarıyor her seferinde, 'oğlum tadına bir bak, beğenmezsen tükürürsün' Yok, bu fikir bile ağzımın tadını bozuyor.


Ama mantıya bayılırım. Annemler tepsi mantısı istedi, benim için sipariş vermediler. Bu durumdan hiçbir zaman hoşlanmıyorum. Beni çocuk olarak görüp, kendi tabaklarından iki kaşık yememi bekliyorlar.  Kıyameti kopardım ve su mantısı olan çocuk menüsünü istettim. Benim için önemli olan birey yerine konabilmek. Bir kaşık olsun ama bana özel ayrı bir servis olsun.
Annem baktı ki, ben koca tabağı tek başına bitirdim, dönüş yolunda da uğrayarak bir kilo mantı aldı.

Tekrar düştük yola. Benim arabada uyuya kalmamı fırsat bilerek nar ve karadut suyu eşliğinde türk kahvesi keyiflerinden de eksik kalmamışlar.

Veee Cundaya varış!


Cundayı bu kadar sevmemdeki baş kahramanlardan biri olan akülü motorsikletimin şarj olmasını zor bekledim.



Annneee, bak tek ayakla da sürebiliyorumm. Çok artistim ve bunun da farkındayım.






18 Nisan 2012 Çarşamba

Oğluma



Neredeyse 3,5 yaşını doldurduğun şu zamanlar çizdiğin profilden biraz bahsetmek istiyorum Deniz bey.


*Her akşam boğuşmaktan nefesim daraldı, sürekli bir güreş modundayız. Hayır acaba diyorum federasyonun minikler grubuna falan mı yazdırsam seni de enerjini orada boşaltsan. Zira bu fantezini eve gelen herkesin üzerinde denemeye kalktığından, bay bayan kimsede derman kalmadı. Korkum şu ki, yakında kimse kapımızı çalmayacak:)

*Iphone manyağı olup çıktın, şu sıralar motorsiklet yarışları favorin, 'bu turu nasıl atladın Denizzz?' Kendinden emin, bir o kadar da doğal bir şekilde verdiğin cevap,
-Bir yetenek işte!

*Telefonda konuşmaktan hiç hazetmiyorsun. Teyze, hala, dayı, kimseyle konuşmadığın gibi gün içinde işten aradığımda benimle de konuşmuyorsun. Biliyorum, bunun tek suçlusu benim. Tüm yakınlarımız farklı şehirlerde yaşadığından ve ben sık sık aramalar yaptığımdan artık gelen telefonları bile meşgule vermeye başladın ki annen sana kalsın. Dün akşamki 4. konuşmam sırasında haklı olarak patladın tabi,
'anne, şu konuşmaları bıraksan diyorum',  hemen kapattım, utancımdan:)

*Ayşegül teyzenle aranda resmen bir aşk var. Sadece o geldiğinde beni görmüyorsun, hani işime de gelmiyor değil. İki nefes alıyorum canımmm:)
 'Suyumu Ayşe versin, hayırrr Ayşe giydirsin, Ayşeeee gelir misin, bugün nereye gitmek istersin Ayşe'
Kırk yılda bir de olsa, keyfin yerindeyse sadece Ayşe ile telefonda konuşuyorsun.

*Her akşam dışarı çıkmak istiyorsun, market, park, avm. Nereye gitmek istediğini sorduğumda ise, 'arabada düşünürüz' diyorsun. Kendimizi sokağa atalım da gerisi boş yani. Arabada giderken etrafta gördüğümüz şeyler hakkında sohbet etmeye bayılıyorsun, konudan konuya geçiyoruz, bir de bakmışız ki yol bitmiş. Bu benim de çok hoşuma gidiyor. Sürekli tatil planı yapıyorsun, 4 tane bilete ihtiyacın varmış. Antalya, Ordu, Bursa ve Cunda için.

*Haftasonu kahvaltıları eğer evde değilsek artık kabus olmaya başladı. Krem peynir haricinde başka peynir yemiyorsun. Daha zeytinin tadına bakmış değilsin, reddediyorsun. Reçel ve bal sevmiyormuşsun. Haşlanmış yumurtayı tabağında bile görmek istemiyorsun. Dört öğün yesem doyamadığım menemeni ağzına sokmuyorsun. Simit, börek, poğaça da damağına hitap etmiyor.Eee ne yiyeceğiz peki!
Nutella, salam, krem peynir, yaz mevsiminde salatalık, omlet ve yağda yumurta. Hani erkek adam dediğin açık büfelerin hakkını verir ama değil mi! Sen ne zaman o kıvama geleceksin merak içerisindeyim.

*Korkuların hala geçmedi. 2,5 yaşına kadar odanda yattığın halde son bir yıldır beraber yatıyoruz. 'Sana sarılarak yatmak çok hoşuma gidiyorrr' diyorsun uzatarak, bunu duymak da benim hoşuma gidiyor. Velhasıl ikimiz de bu durumdan çok memnunuz, gerisi boş!

*Büyüdüğünde itfaiyeci olmak istiyorsun! Çıkartmalı bir itfaiye kitabı tam 4 aydır elinde, tekrar tekrar okuyor, şehir dışına çıktığımızda yanıma alıyoruz.

*Çok sevecensin, eminim senden çok iyi bir abi olurdu. Halanın doğacak bebeği için planlar yapıyorsun. Çok büyük bir olgunluk içerisinde şimdiden mama sandalyeni ona verdin, çünkü sen artık büyümüşsün, ona ihtiyacın kalmamış.

*Bebeklik hikayelerini dinlemeye ve anlatmaya bayılıyorsun. Sürekli bir 'anne, ben bebekken bunu yapamıyordum değil mi,  ama artık yapabiliyorum' modundasın.

*Müzik kulağın iyice gelişti, beğendiklerini belirtmekten çekinmiyorsun. O şarkıları bağıra bağıra benimle beraber söylemekten çok keyif alıyorsun. Gökçe'nin tuttu fırlattısı sürekli dilinde. Her ne kadar şarkı sözlerini anlamasan da Adele'in sesini beğeniyorsun, ingilizce öğrenmek için sabırsızlanıyorsun.

17 Nisan 2012 Salı

Haftasonundan kalanlar..


Seviyorum rengarenk lezzetleri, tadı damakta
 bırakan sabah sohbetlerini. Çocuk seslerini, gözlerimizdeki tebessümün yansımasını... 


 Herşey insanla güzel ama değil mi!


Daha sık planlanması gerektiğini düşündüğüm bu buluşmaları,


Ve seviyorum çocuk ruhunu hala koruyabilenleri..

13 Nisan 2012 Cuma

Keçenin şıklığı

İlk önce lösemili  çocuklar yararına yaptığı etkinlik sayesinde dikkatimi çekti. Sonrasında yine çocuklar için yaptığı keçe tasarım atölyesi ile. En hassas noktam olan çocuklardan yine vurmuştu biri beni. Hemen takibe aldım blogunu:) Merak edenler için buraya bir tık.
Hiç bitip tükenmeyen enerjisi ile sürekli birileri için üretim yapışına, aslında keçe denilen malzeme ile ne kadar hoş ve zevkli ürünler yapılabileceğine şahit oldum.
Nasıl, fotoğraftan gözlerinizi alamadınız değil mi! Sevgili Elif'in blog izleyicileri arasından seçtiği şanslı kişi için yaptığı el emeği, göz nuru. O şanslı kişi ben oluyorum:) Ellerine, yüreğine, emeğine sağlık sevgili Elif.
Lütfen durma!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails