2 Eylül 2010 Perşembe

gözün kör olmasın fast food


Böyle bir tedbirsizliği nasıl yaptım ben de anlayamadım. Hiçbir tatilde bu kadar fotoğraf ile yetinmem bilirsiniz ama şarj aletimi yanıma almamışım ve yarı yolda kaldım. Oldu bir kere...
Normal yaşantımızda fast food ürünleriyle hiç temas kurmayız ama İpek yanımızda olduğunda işler değişiyor. Kendisi tam bir hamburger canavarı, her pazarlığa burger ya da mc donald's diye oturuyor. Çünkü reklamlarda gördüğü oyuncaklardan almak istiyor o da her çocuk gibi.
Allahtan bizimki henüz bilmiyor, logosunu falan tanıyıp hadi girelim içeri diye tutturmuyor.
Neyse biz de el mecbur yaptık bu ziyareti. Amma velakin kaç çeşit oyuncak var, İpek zorla da olsa seçti bir tane. Deniz'e hiç söz hakkı tanımadan ben verdim kararı. Amacım da hepsi birden diye tutturmasın diye. Çok akıllıyım ya ben, aldık tepsileri geçtik masaya. O da ne yan masadaki çocukta diğer oyuncaktan var ve Deniz kaptığı gibi oyuncağı eline geçirdi. Daha vermez, çocuk ister..
Mecbur gittim kasaya ,
-şu oyuncaktan istiyorum ama menü istemiyorum, parasını versem sadece oyuncak alsam olmaz mı
dedim.
Çocuk önce bir duraksadı ama hemen devam etti,
-elbette
yaa dostlar böyle mekanlarda parasını verip sadece oyuncak alabiliyormuşsunuz ( daha neler öğreneceğiz )
yani o sağlıksız yiyeceklerden çocuklarımız yemek zorunda değil. Elimde olsa da böyle yerleri sadece oyuncakçı diye bilse oğlum.
Neyse birer tane daha oyuncak alındı bizim sıpalara, İpek sevinçten uçuyor.
Dönüşte havaalanında vaktimiz olduğu için bir kahve içeyim dedim, hesaplı olur diye de fast food restorantı seçtim:))))
hahahaha yanıldığımı daha kasadayken öğrendim, bir su ve kahveye 2 menü parası kadar ödedim, allahtan kasadaki çocuk lütfetti de bir oyuncak da o hediye etti. Böylece seriyi tamamladık:))
Yenileri çıkana kadar!!

bakar mısınız şu şekerlere



Bakar mısınız şu şekerlere. Her ikisi de buluşma anını iple çekti. Havaalanında karşılaşmaları yine Deniz'in mahcup utangaç tavırları ile başlayıp, ilerleyen saatlerde evde çığlıklar eşliğinde üst üste yerde yuvarlanma şeklinde devam etti. Epik diye çıldıran Deniz, artık peşinden ayrılmaz oldu.
Daha düne kadar beni hiçbir ortamda rahat bırakmayan kuzu, ilk defa annesi teyze ile salonda otururken, Epiğin odasında saatlerce oynadı. Tabi arada kontrol etmek kaydı ile, hala orada mıyız diye:))
Çocuğun anneye sarmadan hemen yanıbaşında kendi halinde oynaması ne güzel birşeymiş dostlar. Bu yapışıklık halleri hiç bitmeyecekmiş gibi gelir, her gün çektiğim offlar daha da derinleşirdi:) Herşey gibi bu da zamanı geldiğinde son buldu fakat ilerleyen zamanlarda inşallah yalvarır hale gelmem ' -n'olur bir defa sarıl bana ' diye , hahahaha. Malumunuz erkek nesli ...












1 Eylül 2010 Çarşamba

özgür willy




3 günlük şu kısa tatilimizin tamamını denizde geçirsek beyefendinin hiç bir itirazı olmazdı. Çünkü bütün gün peşinde ne kadar yorulduğum hakkında kendilerinin en ufak bir fikri yok henüz.
İnsan sudan hiç mi çıkmak istemez, akdenizin o tuzlu suları gözlerini yaka yaka çarparken yüzüne, benim gözlerim yandı sanki. Zira bu konuda çok hassas olan ben ilk gün deniz gözlüğüm yanımda olmadığından sadece kıyıda oynamakla yetindim:) Karadeniz sularında yetişen herkes benim gibi midir bilmem ama akdenizde gözlerimi açamam ben.
Dur durak bilmeyen plajı baştan aşağı tavaf eden Deniz'e, komşu locadakiler ne kadar özgür ruhlu bir çocuk demeden geçemediler. Onlar da gördü elbet, alıp başını ardına bile bakmadan öylece keşfe çıktığını. Tabi ben yine takipte. 2 dk uzanamadım şöyle sereserpe.
- yaaa evet pek bir özgürdür bizimki,
sen orada rahat rahat uzan şezlonguna, bir elinde kitap bir elinde buz gibi içeceğin. Sanki bana nispet yapıyor tüm plajdakiler:) Hepsini şöyle bir silkeleyesim geldi de allahtan Nilüfer imdadıma yetişti ve Deniz'i alıp doğruca kıyıda oynamaya götürdü!

26 Ağustos 2010 Perşembe

yine tatile çıkıyoruz


Biz yine tatile çıkıyoruz. Antalya'ya...

3 gün, ilaç gibi gelecek biliyorum. Zira bu sene gezmeden duramıyorum, neredeyse ayda bir mekan değişikliği ihtiyacı duyuyorum:)

Epik bizi bekliyor, biz o anı hasretle çekiyoruz. Henüz zaman kavramı olmayan oğluma yapacağımız tatili anlatmaya çalıştığımda heyecanlanıyor, sabırsızlanıyor. Kapıya doğru koşup

-hemen , hemen

diye çığlık atmaya başlıyor. Dikkatini bir şekilde dağıtmaya çalışıyor, konuyu kapatıyorum.

Sanıyorum yola çıkacağımız ana kadar birşey anlatmamalıyım kuzuma.

24 Ağustos 2010 Salı

hafta sonundan...


Bu aralar Karakuş Rezidans'tan çıkmıyoruz. Burası babaannemizin evi oluyor:) Bizim eve nazaran çok daha serin olan burada Deniz beyin bir dediği iki edilmiyor. Günde 3 posta parka götürüyor babaanne. Tek parkla da yetinilmiyor, civardaki sitelerinkine de sıra sıra uğranıyor. Bir de park arkadaşımız var, Akın. Kendisi Denizden 8-9 yaş büyük olsa da, bizimki onun için çıldırıyor. Evde de Akın ile yatıp kalkıyoruz:)
Ayrıca babaannenin evinde keşfedilecek detay çok. Küçük küçük objeler, boncuklar, süsler.
Sonra bir de karşı komşumuzun oğulları var, Onur ve Ortunç. Her ne kadar 25 yaş civarı olsalar da bizimki onları da arkadaşı olarak görüyor. Ortunç'un playstation'ı, Günay amcanın minik araba kolleksiyonu bizi oraya çeken başlıca unsurlar.
Sonra halamız.. Halaya tapıyoruz, sarılıyor kucaklıyor, başını halasının göğsünden kaldırmıyor. Öyle kedi gibi sevilmek, okşanmak mest olduğumuz şeyler zaten. Sonra güreş saatimiz başlıyor. Yerde beraber yuvarlanmaya, sırtına çıkıp halasını düşürmeye bayılıyor.
Duyar gibiyim, bu arada sen ne yapıyorsun dediğinizi. Yatıyorum, uzanıyorum, bol bol kitap okuyorum.

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails