17 Mayıs 2011 Salı

değişen pazar keyifleri

Pazar günü 3 arkadaş, 3 miniğimiz ile buluşalım dedik. İki çift laf eder, havamız değişir diye düşünmüştük. Ama bunun için bile daha zamana ihtiyacımız olduğunu gördük. Deniz sağ tarafa koştururken peşinde ben, Emir sola doğru ilerlerken arkasında Nevin, ortada ise açık havanın iştahını açtığı Aylin'i bir türlü doyuramayan Saliha. Sanki özellikle plan yapmamışız da, sahilde yürürken tesadüfen karşılaşmışızcasına ayak üstü hal hatır sorabildik o kadar:))
Sıpaların üçünü bir arada fotoğraf karesine bile sığdıramadım!
Haa bir de eklemeden geçemeyeceğim. Çocuk sahibi olmadan önce sinir olduğum çocuk tipidir, dışarıda her gördüğünü isteyerek ebeveynlerini zora sokan minikler. Deniz de tam olarak aynısını ilk defa bana yaşatmış oldu.
-Annnee, dondurmaaa!
Dondurmasından bir defa bile yalamadan, kenara bırakarak balonlara doğru koşan bir tip.
-Annee, balon!
Sonra yanıma gelerek sakız isteyen, su isteyen.
Kendi arabamızın suyu çıkmışcasına, orada ücretli olan diğer arabalara binmek isteyen zıpır.
-ama Deniz, paramız yokk.
-o zaman parasız binelim!
Sonra diğer masalardaki kesme şeker kaselerini tek tek masamıza toplayan haylaz. En kaliteli şekerlerden bile daha kıymetli onun gözünde:)
O cesareti nereden bulduysa kendini birden deniz kenarındaki kayalıkların üstüne atan, can havliyle yakaladığımda ise elini dahi tutturmayan denizlerin kahramanı.
Düz çayırlarda koşup oynamak varken, nerede engebeli yamaç varsa tırmanan, tüm otları eli ile yolan, sonra bir çubuk bulmam lazım diyerek boyundan büyük kesilmiş ağaç dallarını peşinden sürükleyen ve beni de o arazilerde esir eden orman adamı.
Bahçe içindeki sulama kanallarının kapaklarını açmak için uğraşan, arabası ile nerede su birikintisi varsa dönüp dönüp içinden geçen rallici.
Veee akşam saat 8de sırtını dönüp uyuyakalan sıpa, yorgunluktan ve belinin ağrısından yatan ama bir türlü uyuyamayan ben:)

10 Mayıs 2011 Salı

haftasonu etkinliği



Bundan belki de 2 ay önce aldığım kalıpları artık kullanmalıydık, yoksa pas tutacaktı:)
Hadi kurabiye yapalım dediğimdeki sevinç gösterisi seyirlikti ama kaydetmeye fırsat bulamadım. Ağız dolusu gülücüklerle zıplıyor, hopluyor ve 'yaşasınnn' nidaları evin içinde çınlıyordu. Bileydim, bu etkinlik için bu kadar beklemezdim.
En eğlenceli tarafı hamuru yoğurmaktı elbette onun için. Elleri ile avuç dolusu mıncıkladı, durdu. Hamurun ancak yarısını kurtarabildim ve bir şekilde tepsiye atıp pişirdim. Diğer yarısı ise Deniz'in ellerinde acınacak bir sona doğru gidiyordu!
Glazürleri ise iki kurabiye süsledikten sonra direkt ağzına sıkmaya başladı sıpa.
Bir ara arkamı döndüğümde ise keçeli boya kalemleri ile iki kurabiye daha süslemişti:)
Tabi hata bende. Glazürleri, boya diye tanıtırsan, çocuğun  diğer boyaların da aynı işlevi göreceğini düşünmesi gayet normal!

9 Mayıs 2011 Pazartesi

Benim annem, güzel annem..

Dayımızın hediyesi müzikli bir tırtıl kitabımız var. İçinde de çeşitli şarkılar, bayılıyoruz ve şarkıları beraber söyleriz her zaman. Bir tanesi de,
benim annem güzel annem,
beni al kollarınaaa,
hepiniz bilirsiniz. Şarkıyı söylerken kuzum da her seferinde gelir, kollarını boynuma dolardı.
Şimdilerde ise anneler günü münasebeti ile tv de bir reklam dönüyor, Şevval Sam söylüyor bu dörtlüğü. Deniz artık diğer reklamların da etkisiyle mi bilmiyorum olayı iyice kavramış ve bana 'anne , bugün anneler günü mü' diye sormaya başladı.
Ve cumartesi akşamı yine aynı reklam ve akabinde koşarak geldi, boynuma sarıldı ve
'anneler günün kutlu olsunnnnn', bir de kelimeleri uzatarak , sesini incelterek sevgi dolu söylemez mi. Ben hep eriyip bitiyorum.
Sonrasında masanın üstünde duran modem kutusunu bana uzatarak bu senin hediyen dedi( kapalı bir kutu ya) ve babasına dönerek,
-anneler gününde hediye alınır, dedi.
Bana, tabi ki hediye almayan babanın yüzü de böylece kızartılmış oldu.

4 Mayıs 2011 Çarşamba

5dk sonra

Zaman kavramımıza 5 dakikayı da eklemiş olduk.
-Denizzz, hadi uyku vakti!
-5dk sonra
-Kuzum, hadi yemek yiyelim.
-5dk sonra
-Artık banyodan çıkma vakti, hadi..
-5dk sonra...........
Tabi Deniz'in 5 dakikası henüz bizim dünyada kullandığımız zaman dilimi ile eşleşmiyor,
çünkü o 5dk hiç bitmek bilmiyor:)

2 Mayıs 2011 Pazartesi

güneş, göster şu gül yüzünü artık!

İçim daraldı artık, şu kayalıklara çıkıp haykırsam, güneş benim sesimi duyar mı acaba?
Gül yüzünü mayıs ayında olsun bize gösterir mi dersiniz?
Bu ne gelmek bilmez bir ilkbahardı böyle, hala kat kat giyiniyor hala kafamızı pencereden dışarı uzatamıyoruz.
Derken geçtiğimiz pazar az biraz güzel havayı bulduk ve attık kendimizi dışarı, elbette ince de olsa bir mont eşliğinde.
Bu yaz, yaz keyfi yapabilecek miyiz çok merak ediyorum!!

LinkWithin

Related Posts with Thumbnails