günün devamında zindeliği sağlayan, öğle arasına sıkıştırılmış bir keyif!
31 Mayıs 2011 Salı
25 Mayıs 2011 Çarşamba
seni uyanık
Kaburga kemiğini çarparak canı acıyan kuzuma, 'gel de öpeyim anneciğim' diyorum. Hem kıvranıyor hem cevap veriyor,
-baby (çizgi film kanalı) açarsan belki geçer!
O can havliyle bile uyanıklık yapıyorsun ya, helal olsun!
24 Mayıs 2011 Salı
Bay bay bezim
19 Mayıs itibari ile bez masrafından kurtulmuş olduk dostlar!
' Nazlı, şimdi yaptın yaptın bu işi yoksa sonra zorlanırsın, tam zamanı, hadi bir cesaret' diyerek çıkartıp attık bezi.
Vatana millete, hayırlı uğurlu olsun:)
17 Mayıs 2011 Salı
değişen pazar keyifleri
Pazar günü 3 arkadaş, 3 miniğimiz ile buluşalım dedik. İki çift laf eder, havamız değişir diye düşünmüştük. Ama bunun için bile daha zamana ihtiyacımız olduğunu gördük. Deniz sağ tarafa koştururken peşinde ben, Emir sola doğru ilerlerken arkasında Nevin, ortada ise açık havanın iştahını açtığı Aylin'i bir türlü doyuramayan Saliha. Sanki özellikle plan yapmamışız da, sahilde yürürken tesadüfen karşılaşmışızcasına ayak üstü hal hatır sorabildik o kadar:))
Sıpaların üçünü bir arada fotoğraf karesine bile sığdıramadım!
Haa bir de eklemeden geçemeyeceğim. Çocuk sahibi olmadan önce sinir olduğum çocuk tipidir, dışarıda her gördüğünü isteyerek ebeveynlerini zora sokan minikler. Deniz de tam olarak aynısını ilk defa bana yaşatmış oldu.
-Annnee, dondurmaaa!
Dondurmasından bir defa bile yalamadan, kenara bırakarak balonlara doğru koşan bir tip.
-Annee, balon!
Sonra yanıma gelerek sakız isteyen, su isteyen.
Kendi arabamızın suyu çıkmışcasına, orada ücretli olan diğer arabalara binmek isteyen zıpır.
-ama Deniz, paramız yokk.
-o zaman parasız binelim!
Sonra diğer masalardaki kesme şeker kaselerini tek tek masamıza toplayan haylaz. En kaliteli şekerlerden bile daha kıymetli onun gözünde:)
O cesareti nereden bulduysa kendini birden deniz kenarındaki kayalıkların üstüne atan, can havliyle yakaladığımda ise elini dahi tutturmayan denizlerin kahramanı.
Düz çayırlarda koşup oynamak varken, nerede engebeli yamaç varsa tırmanan, tüm otları eli ile yolan, sonra bir çubuk bulmam lazım diyerek boyundan büyük kesilmiş ağaç dallarını peşinden sürükleyen ve beni de o arazilerde esir eden orman adamı.
Bahçe içindeki sulama kanallarının kapaklarını açmak için uğraşan, arabası ile nerede su birikintisi varsa dönüp dönüp içinden geçen rallici.
Veee akşam saat 8de sırtını dönüp uyuyakalan sıpa, yorgunluktan ve belinin ağrısından yatan ama bir türlü uyuyamayan ben:)
10 Mayıs 2011 Salı
haftasonu etkinliği
Bundan belki de 2 ay önce aldığım kalıpları artık kullanmalıydık, yoksa pas tutacaktı:)
Hadi kurabiye yapalım dediğimdeki sevinç gösterisi seyirlikti ama kaydetmeye fırsat bulamadım. Ağız dolusu gülücüklerle zıplıyor, hopluyor ve 'yaşasınnn' nidaları evin içinde çınlıyordu. Bileydim, bu etkinlik için bu kadar beklemezdim.
En eğlenceli tarafı hamuru yoğurmaktı elbette onun için. Elleri ile avuç dolusu mıncıkladı, durdu. Hamurun ancak yarısını kurtarabildim ve bir şekilde tepsiye atıp pişirdim. Diğer yarısı ise Deniz'in ellerinde acınacak bir sona doğru gidiyordu!
Glazürleri ise iki kurabiye süsledikten sonra direkt ağzına sıkmaya başladı sıpa.
Bir ara arkamı döndüğümde ise keçeli boya kalemleri ile iki kurabiye daha süslemişti:)
Tabi hata bende. Glazürleri, boya diye tanıtırsan, çocuğun diğer boyaların da aynı işlevi göreceğini düşünmesi gayet normal!
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




